Türkiye’nin suç tarihi incelendiğinde, işledikleri cinayetlerin vahşeti ve arkasındaki psikolojik derinlikle hafızalara kazınan bazı isimler vardır. Denizli denilince akla horozlar, Pamukkale veya tekstil gelir; ancak 1990’lı yıllarda bu şehir, korku filmlerini aratmayan bir seri katil vakasıyla sarsıldı.
Bu yazımızda, bir elektrik kurumunda işçi olarak başlayıp, “Çivici Katil“ lakabıyla anılan bir korku figürüne dönüşen Süleyman Aktaş’ın hikayesini, suç psikolojisini ve yarattığı dehşeti mercek altına alıyoruz.
1. Her Şey Bir İş Kazasıyla Başladı
Süleyman Aktaş’ın hikayesi aslında sıradan bir hayatla başlar. Türkiye Elektrik Kurumu’nda (TEK) hat işçisi olarak çalışan Aktaş, 31.500 voltluk yüksek gerilim hattına kapılarak ağır bir iş kazası geçirir. Bu kaza, sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da onda onarılmaz hasarlar bırakır. Beyninde meydana gelen hasarın, ileride işleyeceği suçların psikolojik zeminini hazırladığı düşünülmektedir.
2. İlk Cinayet ve “Deli” Raporu
Aktaş’ın suç dosyası 1986 yılında Antalya’da açılır. Bir yol sorma bahanesiyle durdurduğu Başkomiser Nuri Keskin’i şehit eder. Bu olaydan sonra yakalanan Aktaş, mahkeme sürecinde akli dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edilir.
Burada kendisine “Paranoid Şizofreni” teşhisi konulur. Yaklaşık 4,5 yıl süren tedavi sürecinin ardından, o dönem çok tartışılacak bir kararla “iyileştiği” belirtilerek taburcu edilir. Ancak asıl kabus, bu taburcu oluşun ardından başlayacaktır.
3. Denizli’ye Dönüş ve “Çivici” Lakabının Doğuşu
1994 yılında memleketi Denizli’nin Bozkurt ilçesine, Çambaşı Köyü’ne dönen Süleyman Aktaş, burada bir süre sakin bir hayat sürer gibi görünür. Ancak zihnindeki sesler susmamıştır.
Köyde komşuları olan yaşlı bir çifti (Ayşe ve İsmail Güneş) hedef alır. Eve giren Aktaş, çifti boğarak öldürür. Ancak vahşetin boyutu cinayetle sınırlı kalmaz. Aktaş, kurbanlarının gözlerine ve kafalarına beton çivileri çakar.

Bu korkunç imza, ona Türk basınında ve halk arasında “Çivici Katil“ lakabını kazandırır. Yakalandığında polise verdiği ifade ise kan dondurucudur:
“Çivileri kafalarına ben çaktım. Çünkü oradan dışarıya elektrik sızıyordu, engellemek istedim.”
4. “Beni Salmayın, Yine Yaparım”
Süleyman Aktaş yakalandıktan sonra sorgusunda suçlarını itiraf eder, ancak pişmanlık belirtisi göstermez. Aksine, kendisini sorgulayanlara ve doktorlara şu ürpertici uyarıyı yapar:
-
“Beni serbest bırakmayın, bırakırsanız yine yaparım. Benim listem kabarık.”
Bu ifadeler, onun tedavi ile düzelebilecek bir hasta olmaktan ziyade, toplum için sürekli bir tehdit olduğunu gözler önüne serer. Aktaş tekrar Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne gönderilir. Hastanede kaldığı süre boyunca diğer hastalar için de bir korku unsuru olur ve güvenlik önlemleri en üst düzeye çıkarılır. Hatta bir dönem hastaneden kaçma girişiminde bulunduğu ve otoyolda yakalandığı da rivayet edilir.
5. Sona Eren Bir Dönem
Yıllarca Türkiye’nin en tehlikeli akıl hastalarından biri olarak özel gözetim altında tutulan Süleyman Aktaş, ömrünün geri kalanını demir parmaklıklar ve hastane duvarları arasında geçirdi. Son durağı olan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yıllarca tecrit altında tutulan “Çivici Katil”, geçtiğimiz yıllarda kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybetti.
Sistemin Sorgulanması
Süleyman Aktaş vakası, sadece işlenen cinayetlerin vahşetiyle değil, aynı zamanda hukuk ve sağlık sistemindeki boşlukların sorgulanmasıyla da hatırlanmalıdır. “İyileşti” denilerek salınan bir şizofreni hastasının, denetimsiz kaldığında ne kadar tehlikeli olabileceğini acı bir tecrübeyle göstermiştir.
Denizli’nin Çambaşı Köyü’nde yaşananlar, üzerinden yıllar geçse de Türkiye’nin seri katil gerçeğiyle yüzleştiği en somut ve en korkutucu örneklerden biri olarak arşivlerdeki yerini koruyor.
Denizli'nin Blog Sitesi Denizli'yi Keşfetmek İsteyenlerin Blogu